bu sitede çok eğleneceksiniz
 
inci kız
HELLO!!!  
  Ana Sayfa
  İletişim
  Ziyaretşi defteri
  fıkralar
  uydurduğum şarkılar
  hikayelerim
  ailem ve ben
  bilmecelerim
  simli resimler
  vinx resimleri
  hepsinin hayatı
  fenerbahçelilere
  işte karşınızda BURSASPOR!!
  winx
  ünlülerin resimleri
  bratz resimleri
  anne
  yorgunluk
  komik yazılar
  hacivat-karagöz
  cevizin dilinden
  göz yanılmaları
  çizgi film kahramanları
  resimlerim 2
  anketlerim
hikayelerim

Dünyanın en komik kazası: Bir duvarcı ustasının şantiyede yazdığı mektup:

Sayın şantiye şefim;

İş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur:

Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250 kg kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu.

Aşağıya indim, bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım ve ardından altıncı kata çıktım. İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım. Bütün tuğlaları varile doldurdum. Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm. İpi çözmemle birlikte birden kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kilogram varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti.

Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim. Ben yukarı çıkarken yolun yarısında, aşağı inmekte olan tuğla dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın bu sırada kırıldığını sanıyorum. Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı; Parmaklarım da bu sırada kırıldı. Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı.

Varil hafifleyince, bu sefer ben aşağı inmeye varil ise yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık!.. Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.

Yere inince can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Bu sefer de başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm!...

Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. gözümü hastanede açtım...


Tamamen gerçek bir olay!Yaşanmış çok ilginç bir iş başvuru
hikâyesi


Alttaki işbaşvuru formunu dolduran

Mehmet Tartar'ın başvuru formuna yazdığı cevaplar:

1. Adınız Soyadınız: Mehmet Tartar

2.Yaşınız: Yirmi sekiz.

3) Şirketimizdeki hangi pozisyon için Başvuruyorsunuz?

Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap istiyorsanız, ne iş olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım, burada bu formu dolduruyor olmazdım.

4. Düşündüğünüz ücret: Aylık 5.000 YTL maaş artı yıllık kârdan yüzde 10 hisse! Eğer bu mümkün değilse, siz bir ücret Önerin, ben size evet yahut hayır derim.

5. Eğitiminiz? İdare eder

6. Son işiniz: Sadist bir şefin deneme tahtası olmak.

7. Son ücretiniz: Hak ettiğimin çok altında.

8. Önemli başarılarınız: Arakladığım kalemlerden muhteşem bir kolleksiyonum var; evde sergiliyorum.

9. İşten ayrılma sebebiniz: Bkz. Cevap 6.

10. Size ulaşabileceğimiz saatler: Banka atm'si gibiyim: 7/24.(7 gün/24 saat)

11. Çalışmak istediğiniz saatler: Pazartesi, Salı ve Perşembe 13.00-15.00 arası.

13. Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz? İşverenim olsa burada Olmazdım.
14. Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engelmi? Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı.

15. Otomobiliniz var mı? Evet, ama soru yanlış sorulmuş. "Çalışır durumda bir otomobiliniz var mı?" diye sorsaydınız,cevabım farklı olurdu.

16. Daha önce bir yarışma veya madalya kazandınız mı? Madalyam yok ama
lotoda iki kere 3 tutturdum.

17. Sigara içiyor musunuz?Otlanacak bir enayi bulabilirsem.

18. Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz? Bana tutkun zengin bir

fotomodelle Bahama Adaları'nda yaşamayı.

Bir yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim.

19. Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz? Hayır,

ama sıkıyorsa aksini iddia edin.

20. Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir? Birbiriyle

tutarlılık derecesini kestiremediğim iki cevabım var:

a)İnsan sevgisi ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.

b)Gırtlağıma kadar borca batmış olmam..
Sonuç: Mehmet Tartar işe alındı.

Bir zamanlar uzaklarda bir ulkede cok yakişikli bir prens yaşarmiş....
Ancak prens daha kucukken ulkedeki kotu kalpli cadinin lanetine ugramiş ve uzerindeki bu lanet yuzunden her yil sadece 1 kelime konuşabiliyormuş....

Mesela prens 2 kelime soyliycegi zaman bir yil boyunca susuyor, boylece ertesi yil da 2 kelime soyleme hakki oluyormuş... Bir gun bu yakişikli ama talihsiz prens dere kenarinda otururken, bir de bakmiş karşida kucuk bir kulube ve kulubenin bahcesinde muhteşem bir kiz: Saclari altindan daha sari, gozleri gokyuzunden daha mavi, dudaklari kirazdan daha kirmizi ..

Prens bu guzelligi gorunce akli başindan gitmiş, o anda vurulmuş... Ve 2 yil boyunca konuşmamaya karar vermiş, 2 yil sonunda kiza "cok guzelsiniz" diyebilmek icin....

Ama 2 yilin doldugu gun prensin icindeki bu ateş daha da buyumuş ve kiza "size aşik oldum"demek icin yanip tutuşur olmuş... Boylece COK+GUZELSINIZ+SIZE+AşIK+OLDUM=toplam 5 kelimeyi soyleyebilmek icin gecen 2 yilin ardindan 3 yil daha konuşmamayi goze almiş....

Ve 5 yilin sonunda prens konuşmak icin hazir oldugu sirada, birden bu muhteşem guzel ve zarif kizla evlenmeyi, onu sarayinin prensesi yapmayi ne kadar istedigini farketmiş...

Boylece COK+GUZELSINIZ+SIZE+AşIK+OLDUM+BENIMLE+EVLENIR MISINIZ= toplam 7 kelime soyleyebilmek icin 5 yilin ardindan 2 yil daha sabretmeye karar vermiş....

Ve prens bu platonik duygularla 7 koskoca yili tamamladigi gun, artik dunyanin en heyecanli ve en mutlu erkegi olarak kizin yaşadigi kulubeye koşmuş....

Kiz yine kulubenin bahcesinde oturuyormuş ve bir kitap okuyormuş....

Prens elindeki bir tek kirmizi gulu kiza uzatmiş ve sormuş: "COK GUZELSINIZ, SIZE AşIK OLDUM, BENIMLE EVLENIR MISINIZ?"

Kiz başini kaldirip prense bakmiş......Kulaklarini orten altin sarisi saclarini geriye atmiş...Ve prense demiski:

PARDON?


Confused Confused

Her geçen gün araba sanayiinde Japonlara yenik düşen Amerikalılar bir gün araba teknolojilerini incelemek üzere Japonya'ya giderler. Fabrikayı gezerken bir köşede kutular içinde kediler görürler. Merak edip bu kedilerin ne işe yaradığını sorarlar. Japonlar cevap verir:

- "Biz bu kedileri izolasyon testinde kullanıyoruz. Akşam giderken her bir arabaya bir kedi koyuyoruz. Sabah geldiğimizde ise arabada kedi ölüyse problem yok, eğer kedi yaşıyorsa arabanın problemli olduğunu anlıyoruz. Demek ki arabaya hava giriyor" diyorlar.

Amerikalılar çok şaşırıyor. Geziyi tamamlayıp ülkelerine dönerken, "Bir de Türkiye 'ye uğrayalım" diyorlar. Türkiye'de bir araba fabrikasını geziyorlar. Yine bir köşede kutular içinde kedileri görüyorlar. Şaşırıyorlar. Dayanamayıp bu kedilerin ne işe yaradığını soruyorlar.

Yetkili cevap veriyor:

- "Biz bu kedileri izolasyon testinde kullanıyoruz. Akşam giderken her bir arabaya bir kedi koyuyoruz. Sabah geldiğimizde eğer kedi arabada ise problem yok, ama kedi arabadan kaçmışsa, arabanın izolasyon problemli olduğunu anlıyoruz..."

Adam maça gitmiş. Aldığı bilet tribünün en uzak köşesinde. Yerine oturmuş birinci devreyi güç bela seyretmiş.

O arada ön tarafta tam ortada bir koltuğun boş olduğunu fark etmiş. Devre arasında sıralar arasından geçip o boş yere ulaşmış. Yan koltuktaki adama sormuş:

- "Burası boş mu?"

- "Boş, demiş adam..."

- "Nasıl oluyor bu tıklım tıklım dolu stadda boş yer kalmış..."

- "Orası benim eşimin, demiş adam, aylar önce bu maç için almıştık. Ama eşim vefat etti..."

- "Çok üzüldüm, demiş bizimki, ama dost ve akrabalarınızdan birine neden vermediniz bileti?"

- "Onların hepsi şu anda cenazede, demiş adam...

Gencin birisi Kâbe'de hep, Ey dogrularin yardimcisi olan Allahim, ey
haramdan sakinanlarin yardimcisi olan Allahim, sana hamdü sena ederim diye
dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep ayni duayi
yapiyorsun, baska bir sey bilmiyor musun?) der. O da anlatir:
7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altin dolu bir torba buldum. Tam 1000
altin vardi. Içimden bir ses (Bu altinlarla, sunlari sunlari yaparsin)
diyordu. Hayir dedim kendi kendime, bu benim degil, baskasinin mali,
kullanmam haram olur dedim.Bu sirada birisi, (söyle bir torba bulan var
mi?) diye bagiriyordu.Çagirdim onu, nasil bir torbaydi, içinde ne vardi
diye sordum. Torbayi tarif etti ve içinde 1000 altin vardi dedi. Al
öyleyse torbani diyerek verdim. Adam torbayi açip içinden bana 30 altin
verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri [köleyi] överek
satiyorlardi.Gencin temizligi dikkatimi çekti. Yanlarina gittim, bu köle
için ne istiyorsunuz dedim. 30 altin dediler. Adamdan aldigim 30 altini
verip genci satin aldim.Bir iki yil geçti. Genç çok çaliskan, çok edepli
idi. Onu aldigima çok memnun olmustum. Bir gün onunla giderken karsidan
iki üç kisi geliyordu. Genç bana dedi ki, (Efendim, ben Fas emirinin
ogluyum. Bu gelenler babamin adamlari. Beni buldular. Senden beni satin
almak isterler. Sen iyi bir insansin, onlara 30 bin altindan asagiya
satma) dedi.O kisiler yanima geldi, bu esiri bize satar misin dediler.
Satarim dedim.60 altin verelim dediler. Olmaz dedim. Iyi ama sen bunu 30
altina almadin mi? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin
pazardan alin dedim.Artira artira 20 bin altina kadar çiktilar. 30 binden
asagi olmaz dedim.Çaresiz kabul ettiler. Altinlari verip, genci alip
gittiler.Ben o 30 bin altinla, isyerleri açtim, ticaret yaptim, daha çok
zengin oldum. Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir
kizi var.Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler. Ben de
"olur" dedim. Nikah kiyildi. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz
arasinda bir torba dikkatimi çekti. Kiza, "bu nedir" dedim. "Içinde 970
altin var, babam Kâbe'de bunu kaybetmis, bulan gence 30 unu vermis.
Kalanini da bana hediye etti, çeyizine koyarsin dedi".
Demek ki buldugum altinlar benim rizkim imis, vermese idim haram yoldan
gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi.Bana yardim edip haramlardan
koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim.

Aci da olsa, dogrulari söyleyiniz. Hz. Muhammed (S.A.V.)

Köylünün biri, sığırını ahıra bağladı. Gece bir aslan geldi, sığırı yedi, onun yerine oturdu.

Köylü sığırını merak etmişti, onu yoklamak istedi geceleyin ahıra gitti. Sığırını zannederek arslanın vucudunu okşuyor, sırtını kaşıyordu.

Arslan, karnı tok olduğu için sesini çıkarmıyor, köylü için de şöyle düşünüyordu:

- "Eğer hava fazla aydınlık olsaydı, bu adamın korkudan ödü kopardı. Beni böyle küstahça kaşıması, gece vakti kendi sığırı sanmasındandır."


ÖĞÜTLER:

Doğruyu araştırmadan, kendi zannına göre hareket eden yanılır.

Çağlar boyu zulmet ve nur, hak ve bâtıl, doğru ve yanlış sürekli çarpışmıştır. Her iki kesimden de insanlar ola gelmiştir.

Zar atarken besmele ile atanlara, yahut sahneye Allah'ın hoşlanmadığı bir tarzda çıkarken besmele çekenlere hep rastlamışsınızdır.

İşte bunlar kendi sığırını zannederek vahşi arslanı kaşıyan köylü gibidir.

Nasıl yaşarsanız öylece inanırsınız. Yaşam tarzları Allah'ın kurallarına göre olmayan bazıları, dürüstçe hareket edip "Bizim yaşantımız hatalı demiyor da, dini inançlarını yaşam tarzlarına göre ayarlıyor.

Yamadık dünyayı, yırtarak dinimizden.

Din de gitti, dünya da gitti elimizden.

Hak gelince bâtıl zâil/yok olur. Görüşlerindeki noksanlık yüzünden hakla batılı karıştıranlar, hak gelince, yani hikayemizde ahır aydınlanınca sığırı zannettiği arslanı görecek ve korkacaktır.

Allah'tan hakikaten alimler korkar. Gerçeği olduğu gibi görenler, yani alimler Allah'tan elbet en iyi korkan, seven ve yaşantısını ona göre düzenleyendir.

Hiç beklemedikleri bir anda televizyonları bozulur. Oysa televizyonu değiştireli çok olmamıştır. Garanti kapsamında olduğu için servisi çağırırlar.Tamirci televizyonun arka kapağını açtığında hayretler içerisinde kalır. Televizyonun içi bir sürü ekmek kırıntısı ile doludur. Kırıntılar temizlendiğinde televizyon tekrar çalışmaya başlar. Ancak tamirci ekmek kırıntılarının televizyona nasıl girdiğini merak eder.
Sorunu ev sahibi ile paylaştığında, annenin aklına küçük yaramaz kızı gelir. Bunu ondan başkası yapmazdı. Kızını kucağına aldı. Bunu onun yapıp yapmadığını sordu. Başını evet dercesine salladı küçük kız. Annesi nedenini sordu. Küçük kızın cevabı karşısında evdeki herkes gözyaşlarına boğuldu. Küçük kız, bir gün televizyon izlerken Afrika`da ki aç çocukları görmüştü. O günden sonra ekmeğini onlarla paylaşmaya karar vermişti. Kendince bunun yolunu da bulmuştu. Her gün kendi ekmeğinden ayırıp küçük parçalar halinde ,televizyonun arkasındaki deliklerden Afrika’nın aç çocuklarına veriyordu. Oradan alıp karınlarını doyursunlar diye


Timur'un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar.Bunun üzerine Timur o defterdara kağıtları yedirir ve işten kovar.

Yerine Nasrettin Hoca'yı alır.Hoca hesapları yufka üzerinde yapmaya başlar.Timur bunu görür ve sebebini sorar.

Hoca aynen şu cevabı verir:

-- Yemesi kolay olsun diye...


Twisted Evil
New York'ta yasayan bir öğretmen, Lise son sınıfındaki öğrencilerinin "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California Del Mar'dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı.İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.

Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve; Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti.

O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun"iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdele' yi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron;
"Tabi ki" teklinde cevap verdi.

Yönetici de mavi kurdele' yi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de;
"Bana bir iyilik yapar misiniz?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?... Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." Dedi...
O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu.
"Bugün inanılmaz bir şey oldu"dedi. "Ofisteydim.Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyiiliştirdi... Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor. "Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı.Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin...

Ben "seni" onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu gece bir
şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. "Seni seviyorum" diye devam etti... Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı. Bütün vücudu titriyordu... Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı, ve:

"Yarın intihar edecektim" baba, dedi...
"Baba, ben senin...çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an... oğlunun hayatini kurtardın!...


Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur.
'Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?' Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' öğrenciler bunu da yaparlar.

Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz! Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır.
Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: 'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.' Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: 'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.'

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?'

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: 'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.

Twisted Evil

Güneş ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar. Ve rüzgar.

- "Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım "der.

- "Şuradaki yaşlı adamı görüyormusun hani şu üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim."

Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır.

İddiayı kazanan güneş rüzgara;

"Dostluk ve Naziklik her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha güçlüdür..." der.


Annesi, babası fakirdi Ahmet’in. Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti.

Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi.

Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet’in öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet’in armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet’in “ Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun “ diye mırıldandığını.


Çok değil, beş on yıl kadar önce idi. Bir dostum vardı. Hem eşi ile de tanışırdık, hem eşim de onları tanırdı. Ailece görüşürdük açıkçası. İyi insandı. Hanımı da pek muhterem idi. Günün birinde memurluk canına tak etmiş olmalı, “Ticarete atılacağım” diye tutturdu. O muhtereme hanımının, dededen babadan kalma bir-iki evceğizi varmış. Kocası isteyince, anahtarları teslim etti. “Var sat, sermaye yap. Senin benim mi olur..” falan da demiş, yengenin söyleyişine göre... Her ne ise.. Bizimki evleri sattı...

Eline geçen para ile inşaat malzemeleri falan aldı. Kum senin çimento benim... demirdi, tuğlaydı derken, işi tutturdu. Az zamanda —tüccar deyişiyle— epeyi tüylendi. Hep takdir ettik. “İyi ettin sen.” falan dedik. Her ne ise...

Lâkin, o muhtereme hanımcığı var idi ya, onun çocuğu olmuyordu. Adam zaman zaman kadıncağızı tersler imiş, “Boşayacağım seni, başkasını alacağım” falan dermiş, yengenin söyleyişine göre...

Bir gün, bir kandil günü idi. Bizimkinin yazıhanesinde oturmuştuk. Oradan buradan konuşurken, hanımı geliverdi. Elinde üzeri örtülü bir tabak vardı. Meğer lokma dökmüşmüş. Kandil ya... “Hoşgeldin yenge” demeye kalmadan bizimki koltuğundan bir fırlayış fırladı. Bir vurdu tabağa, “Senden lokma isteyen oldu mu be!” diye bir bağırış bağırdı. Hep lâl kesildik. Kadın, hiç durmadı gitti. Ardından ben de usulca kalktım, eyvallah da demedim...

Bir süre sonra duyduk ki, boşanmışlar. Araya birileri girer olmuş. “Sen bu kadının malını sattın da bu işi kurdun” diyen olmuş. Ancak, para etmemiş bunlar. Bir daire verip kadıncağızı, savuşturmuş başından.

Az zaman sonra da bizimki yeni bir hanım aldı. Kendinden de epeyce genç idi bu yeni hanımı.

İki-üç sene geçti geçmedi, Allah onlara, bir çocuk nasip etti . Pek sevindiler. Ama sevinçleri kursaklarında kaldı. Çocuk hem sağır hem dilsiz idi çünkü. Aradan epeyce zaman geçti, bir çocukları daha oldu. Allah sizi inandırsın, o da hem sağır hem dilsiz çıktı. Şu işe bakın!...


Alıntıdır.









hoşgeldiniz  
   
Bugün 1 ziyaretçi (5 klik) kişi burdaydı!
bu site inci gibidir Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol